Herşey Ölmesi Gerektiği Gibi


Var olmayı hiç birimizin seçmediği bu hayatta, "olmak ya da olmamak" gibi iki seçeneğimiz yok aslında.. Olmaya devam etme ve olmama hakkına sahibiz o kadar. Daha kötüsü, ikincisini seçmek çoğumuz için imkansız. Tüm canlılar acıdan kaçınma refleksleriyle dolup taşacak şekilde evrildiği için olmamayı seçebilen yok denecek kadar az. Çoğumuz için yalnızca "olmaya devam etmek" var.


Duydumki Chris Cornell verdiği bir konserden sonra evinde kendini asmış. İntiharı seçen grunge efsaneleri arasındaki yerini almış. Bir insanın kendini öldürmesi beni hep derinden sarsmıştır. Sesini kıskandığım, müzikal yeteneklerle kutsanmış bir adamın kendini öldürmesi ise gerçekten içimi burkuyor.




İyi müzisyenler erken ölüyor nedense. Chris Cornell bir sürü farklı projede albüm kaydetmiş ve sayısız konser verdikten sonra elli yaşını geçmişti. Yavuz Çetin gibi henüz 2 albüm yapmışken, doğru düzgün canlı kayıt bile bırakmadan gitseydi biraz sitem edebilirdim arkasından.. :/ Ama yinede intiharı eleştirme hakkını kendimde göremiyorum. Gayet bencilce sebeplerden kızıyorum onlara yalnızca. Bu yazıyı yazma sebebimde aslında biraz intihar hakkındaki eleştirilerin oldukça sığ ve çelişkili olmaları.

Düşünüyorumda kendini öldürmek mütevazi bir harekettir :) Bence sırf bu yüzden bile saygıyı hak eder. Ölüm korkusunu yenmek şöyle dursun, kendi egonu yenmek belkide en zorudur. Sadece düşün
, içinde kendinin olmadığı bir dünyayı. Bu dünya sana ne kadar anlamlı geliyor? Eğer aynı anlamı ifade ediyorsa ya hayal gücün dar demektir, ya da egosundan belirli ölçüde sıyrılmış birisindir. Elbette herkes ikincisi olduğuna inanmak ister. :) 


Herhangi bir ünlü intihar ettiği zaman "istediği herşeyi kolayca elde eden insanlar hayattan sıkılırlar" şeklinde klişe bir algı var birde. Doğuştan gelen bipolar bozukluktan ya da uyuşturucunun beyinde yol açtığı geri dönülmez hasarlardan haberleri yok sanırım. Popüler insanlar arasında en sık görülen intihar sebepleri bunlar.


Öte yandan kabul etmek gerekir ki herşeyi kolayca elde etmek, daha fazla mutluluk yerine tatminsizliğe yol açıyor ve sürekli kaçındığımız "elem" ironik şekilde hayatı anlamlı bulmamıza yol açan duyguları tetikliyor. 


İnsanın hayat standardı yükselse bile buna anında alışıp, kendine bir takım dertler bulmaya çabalıyor. Çünkü mutluluk; çoğunlukla sorunların 
üstesinden geldiğinde kavuşabildiği, oldukça kısa süren bir duygu. Bizi mutlu ettiğini sandığımız şeylerin kendisinden çok, onlara ulaşmak için verdiğimiz çaba bizi mutlu ediyor. En sevilen bilgisayar oyunlarında bile hile kodu yazıp herşeyi elde ettikten sonra, oyunu silecek kadar tatminsizlik yaşamamızın sebebi muhtemelen mutluluğun çabasız gelmiyor oluşu. Zaten canlıların canlı kalmaya devam edebilmeleri için(vahşi doğada), uzun süre mutlu kalmaya uygun yapıda olmaları saçma olurdu. :)

İstediği şeyleri kolayca elde eden insanlar arasında intihar daha yaygın olabilir fakat intihar ile bundan çok daha şiddetli korelasyon gösteren milyonlarca parametre var. Sağlık, refah, ilişkiler,vs.. Türlü genetik hastalıklarla doğan, yoksul bir çevrede büyüyen ya da borç içinde yüzen milyarlarca insan var ve bunlardan intihar edenler, ünlü insanların binde biri kadar gündeme getirilmiyorlar.

Örneğin refah seviyesi düştükçe intihar oranı arttığı gibi yükseldikçe de artıyor. Bunun tek sebebi dertsizlik, tasasızlık, herşeyi kolay elde etmek değil üstelik, eğitim düzeyi ve farkındalık arttıkça mutsuzluk artıyor.


Bunların yanında belli gruplarda intihar daha fazla gözlemleniyor. Bazı mesleklerde ya da bazı ülkelerde.. Fakat benim asıl aradığım şey tüm bunların temeline indiğimizde asıl farkı neyin yarattığı.


Bence "karakter" intihar konusunda olaylardan çok daha etkili. Hayatta kalma güdüsünün gücünden yola çıkarak oturduğum yerden şöyle bir varsayımda bulunabilirim. "Psikolojik sağlık sorunlarıda dahil, intihar edenlerin yaşadığı sorunların(nevrotik bozukluklardan dolayı kronik depresyon, fakirlik, obezlik, yakınını kaybetmek, terkedilmek) hemen her biri ile yaşamaya devam etmeyi seçmiş ezici bir çoğunluk vardır." İşte bu yüzden intiharın ana sebebi olaylar değil, olayları değerlendirme şeklimiz olan karakterimizdir. 

Karakterden kastım, sorunlarından kaçan insanların intihar ettiği değil elbette. İçgüdülerimiz yüzünden intihar edemiyoruz diye kendimizi sorunlarla baş etmeyi seçmiş cesur insanlar olarak görmemiz saçma olurdu. Kimsenin sorunlarla baş etmek için yaşamadığı ortada. Ama gel gör ki ö
nünde biri kendini öldürse ya da kazayla biri ölse aklını kaçıracak olan adam "ne varki intihar etmekte, zor olan yaşamak" falan diyor. :D 

(Dipnot: Schödinger'in canlılık tanımına göre 'canlı' sürekli olarak entropiye karşı koyan cisimdir. (bkz:Entropy And Life) Yani canlılığın kendisi bir ölümden[entropiden] kaçıştır. Aslolan ölümdür. Fizikte en değişmez yasa entropidir ve diğer yasaların temelinde ve çok daha sarsılmaz bir yasadır. Zamanda geçmişe gidememe sebebimiz bile entropidir. Çünkü o düzensizliğin sürekli artmasının ve herşeyin  geri dönüştürülemez şekilde dağılmasının sebebidir.)

 Konuya dönersek, karakter ile intiharın ilişkisi derken kasdettiğim şeyin bir genetik birde çevresel faktörlerden kaynaklanan tarafı var. Sonuçta karakter hem genetik hemde çevrenin etkisiyle oluşuyor.


1) İntihar Denklemi:


İntihar edebilmiş kişinin, yalnızca sorunları ölüm korkusunu aşmış demektir. 
Ölüm korkusu herkeste bulunur ancak, muhtemelen farklı miktarlarda. Ve herkesin aynı trajik olaylardan aynı oranda zarar görmediğide malum. Yani aynı hayatı yaşayan iki kişiden ölüm korkusu daha az olan ya da başına gelen kötü olayları daha çok kafaya takan kişi intiharı seçerken diğeri aklının ucundan geçirmeyebilir. Bu denklemin kabaca iki değişkeni var. Ölüm korkusu ve mutsuzluk seviyesi..



A) Ölüm Korkusu:

Ezici çoğunluğun ölümden diğer herşeyden fazla korktuğu ortadadır. İntihar etmektense ömrünün kalanını yatalak olarak geçirmeyi seve seve tercih edecek kadar hemde. Tabi bunu okuyunca intiharı daha önce ciddi anlamda düşünmemiş biri, intiharın yatalak olarak yaşamaktan çok daha kolay olduğunu düşünecektir. Ötenazinin serbest olduğu ülkelerde bile yatalak insanların çok küçük bir kısmı ölmeyi seçerken bu düşünce komiktir.


Ömründe intiharı düşünmemiş milyarlarca insan ölümden çok korktuğu için yaşamaya devam etmiyorlar elbette. İntihara kalkışmadığınız sürece ölümden ne seviyede korktuğunuzun önemi yok. Sadece hayatı yaşamaya değer bulmamızın altında "en acınası yaşamı bile ölüme tercih edecek kadar ölmekten aciz" olmamız yatıyor olabilir mi bir düşünün istiyorum. Ayrıca bu ölüm korkusunun herkeste farklı miktarda olabileceğini ve hayatındaki kırılma anlarında aşılabileceğini.



B) Mutsuzluk:

İnsanlar karakterleri gereği tamamen aynı şeylerden aynı miktarda üzüntü duymazlar. Örneğin eleştirel düşünebilen insanların, bundan yoksun olan insanlara göre daha çok üzüntü duyacak şey gördüklerini söyleyebiliriz. Eleştirel zekası gelişmiş kişiler hata ayıklama makinesi gibidir ve gerek etraflarındaki insanlara gerek sistemlere baktıklarında çok daha fazla kusur görürler. Dünya onlara, diğer insanlara göründüğünden çok daha boktan bir yer gibi görünür. Bu eleştirel düşünme alışkanlığı eğitimlede kazanılabildiğinden midir bilinmez, eğitim oranı yüksek olan kuzey ülkeleri ve japonya gibi ülkelerde intihar oranları oldukça yüksektir. (Bkz:İntihar Eden 21 Güzel İnsan)  (Ayrıca bkz:Mehmet Pişkin İntihar Videosu)


Böyle düşününce intiharın anlık kararlara ve travmatik sebeplere dayanmak zorunda olmadığı anlaşılıyor. Bazı insanlar travmatik olaylar yaşamasalar bile karakterleri yüzünden ömür boyu biriken bir çok küçük sebep yüzünden intihar edebilirler. Her insanın duyarlılık gösterdiği konular farklıdır ve işin aslı genel olarak duyarlılıklarının şiddeti ne kadar az ise intihar etme olasılığıda o kadar azalır. Bu yüzden canlılık bencil evrilmiştir ve her nesil yeniden en bencil olanlar seçilir. Duyarlılıklar kişinin daha çok çocuk yapmasını sağlamadığı sürece seçilmez. :) Tabi bunlar biz doğal seleksiyonun amına koymadan önceydi. Artık türümüz için doğal seleksiyon yok, herkesin yaşama hakkı, üreme hakkı, besin bolluğu ve tıp var. Cinsel seleksiyonda eskisi kadar sert değil, herkes bir şekilde ürüyor.. Belkide bu yüzden medeniyetin olduğu yerde ilkel kabilelerden daha yüksek intihar oranlarına rastlıyoruzdur. Eleme mekanizmalarını devre dışı bıraktık ve ortaya pekte hayatta kalma motivasyonu yüksek olmayan varyasyonlar çıktı.



2. Kültür (dini inanç, toplum baskısı, sosyal içgüdüler)..:


Dünyada bir çok kültüre baktığımda intiharı aşağı gören bir görüş hakim olduğunu görüyorum. Acaba neden çoğu toplumda intiharın bir looser davranışı olduğu kanısı yaygın? H
ayatın zorluklarına karşı pes etmiş olma düşüncesi hemen hepimizin ağırına gidiyor. Ya da intihar etmenin diğer insanların gözünde sefil, aciz bir davranış olması sanki ölümden sonra bile umrumuzda olabilecekmiş gibi, insanların hakkımızda ne düşüneceğini önemsiyoruz. =) Çünkü popülasyon içindeki sosyal statüsünü ve diğer insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü önemseyen atalarımız daha çok üreme imkanı buldu vesaire.. vs.



Yüzbinlerce yıldır hayatta kalıp üreyebilme ihtimalimizi arttırdığı için bize aktarılan bu basit hayvani dürtülere yüce anlamlar yüklemek ne kadar mantıklı? Sırf sevişebilmemizi sağladığı için her birimizde var olan ve hayata bakışımıza ciddi anlamda etki eden bu içgüdüler hayatı anlamlı ya da intiharı saçma kılabilir mi?



İntiharı yasaklayan teist inançlar zaten açık ara en saçma olanlar. Şans eseri doğduğu coğrafyada hüküm süren dinin, binlercesi arasından doğru olan olduğuna inanacak kadar matematiğe uzak olan ya da kendisine böyle bir ayrıcalık bahşedildiğine inanabilecek kadar kendini değerli gören insanların, intihar etmemek için intiharı yasaklayan bir inanca ihtiyaçları olduğunu düşünmüyorum.. Onlar kendilerini bu kadar seviyorken ve özel hissediyorken buna kolay kolay kalkışamazlar zaten. 


Yinede teist inançları bir an için ciddiye almam gerekirse; hayatın anlamının Tanrı'ya kulluk etmek olabileceğine inanmam mümkün olmadığı gibi, intihar edecek kadar acı çeken birine yasak koymaya Tanrı'nın bile hakkı olduğunu düşünmüyorum. Hiçbir çözüm önerisinde bulunmayan, orada olduğu bile şaibeli olan birinin ne hakkı olabilir ki? Hem acından kendini öldüreceksin, hemde bunun için cezalandırılacaksın. Yok ya? 


Teist inançların telefonuma gelen ve kendisini 10 kişiye yollamazsam başıma kötü şeyler geleceğini söyleyen spam mesajlardan tek farkları milyarlarca kişiyi bu saçmalığa çocuk yaşta inandırmış olmaları. Şu paragrafı bile hak etmeyen, içerikten yoksun popülist saçmalıklar..



Gelelim beni ayar eden asıl konuya. 
Normal şekilde ölen insanlara gösterdiği saygıyı intihar edenlere göstermeyen dingiller. Adam sağlığından, yaşayacağı yıllardan, potansiyelinden vazgeçmiş ve bütün içgüdülerine kafa tutmuş, sanki onu ondan daha çok düşünebilecek gibi arkasından enayi vs diyebiliyorlar. :) 


Tamam hayatı yaşamaya değer buluyor olabilirsin. Ama bu düşünerek vardığın bir sonuç mu? Tüm canlılık aleminin böyle düşünecek ve hissedecek şekilde evrildiğini düşünürsek hele. Mantıkla alakası olmayan dürtülerinden kaynaklı hayatta olma seçimini sikik bir kişisel gelişim uzmanı edasıyla temellendirmeye çalışıyorsun.. Üstüne birde içinde yaşadığın kültürün intiharı aşağılayan dogmalarıyla birleşince bu insanları enayi olarak niteliyorsun. İşte bu yüzden ayar oluyorum senin gibi ölünün ardından dingil dingil konuşanlara.

Kişisel kanaatim, kişi ne kadar mantığıyla karar verirse versin, intihar özünde duygusal bir karardır. Mutlu birinin intihar edebileceğini sanmıyorum. İntihar edebilmiş insanların problemlerinden çok daha kötüleriyle yaşayan milyonlarca insan varken intiharın ana sebebi karakterdir demekte yanlış olmaz gibi.
 Hiçbirimizin nörotransmitterleri tam tıkırında çalışmıyor ama tıbbi olarak s
adece belli eşik değerini geçen sorunlara hastalık adı konuyor. Vücudumuzdaki hiçbirşey gibi nörotransmitterlerimizde kusursuz değiller ve karakterimiz üzerinde önemli etkileri var muhtemelen. 

Sonuç olarak kendi seçimin olmayan bir yaşamın ne zaman sona ereceğini  sen seçersen  adı intihar oluyor. Doğa seçerse ölüm. Peki intihar bir çözüm mü? Şüphesiz evet. Bir daha hiçbir sorun yaşamayacağınızı garanti edebilen tek ve kalıcı çözüm üstelik. Hayatı asılsızca olumlayan ve mantığa meydan okuyan aptal sloganlara gerek yok. "İntihar hiçbir şeye çözüm değil" diyerek ne kadar komik duruma düştüklerinin bir farkına varsalar. :) Ama politik konuşanlar neyin gerçek olduğuna değil neyin prim yapacağına bakarlar. O yüzden farketmeleri imkansız gibi.


Birde adalet konusu var tabi. Dini inancımız olsun olmasın dünyada gizliden gizliye ilahi bir adalet olduğuna inanmak isteriz çünkü bu adaletsizlik hayatı anlamsızlaştırıyor ve değersizleştiriyor. Bu avuntu bizi kıskançlıktan ve bize yapılan kötülüklere karşı içimizi yiyip bitiren kin, nefret ve intikam duygusundan kurtarıyor. Ne kadar ihtiyaç duysakta 'adalet' insan türünün bir arada yaşayabilmek için uydurduğu ve doğanın pekte umursamadığı sanal bir kavram. İntihardan "gerçekten önemli olan tek felsefi sorun" olarak bahseden Camus'un bu konuda bir önerisi var neyseki; 



"Boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan.. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir. İnsanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir..." 


Kötülüğe direnmekten kastın nedir Camus? İçimizdeki kötü ihtimalleri fısıldayan sese kulak vermeyip insanlara güvenmek mi? İhtiyaç sahibi insanlara yardım etmek mi? Hayvanlara daha çok kar etmek için işkence eden süt ve yumurta sektörüne tepki olarak vegan olmak mı?


Ahlakın bir arada yaşayarak tür içi yardımlaşmanın avantajlarını sağladığı için evrildiğini düşününce kötülüğe direnmenin ve adaleti savunmanın yaşama anlam katacağını anlamakta güçlük çekiyorum. Vahşi doğada ahlaklı davranmak büyük bir riskken medeniyetin olduğu yerde avantaja dönüşüveriyor. Normal şartlarda babundan daha ahlaklı olmayan insan türünde bu avantajdan yararlanmayı sağladığı için gelişen süperego idimizi bastırıyor ve ahlaklı gibi görünmemize yol açıyor. Süperego yaşamı anlamlı kılabilir mi? Kılabilirse ormandaki yaşam anlamsız mı? :) Yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile direnmek derken Camus, insanın da özünde kötü olduğuna mı işaret etmektedir? Babam böyle çilekli p.... tamam.



Öte yandan ahlak, tür içi yardımlaşmadan dolayı ortaya çıkmış olsa bile bu avantajdan faydalanmak için illa ahlaklı olmaya gerek yok. Yalan'ın evrimi konusunda biyologların ortaya attığı yeni bir fikre göre "yalan" tür içi iş birliğinden faydalanırken iş birliği yapıyor gibi görünenlerin sağladığı avantajdan ötürü evrilmiş. Yani işbirliğinden yararlanmak için illa dürüstçe işbirliği yapmaya gerek yok. Yalan sayesinde hiçbir bedel ödemeden faydalanabiliriz. Yani sikeyim Camu'yu.. İnsanlara güvenerek elimize ne geçecek? En fazla şans eseri zarar görmemek. Bu kadar incinebilir olmanın övülecek bir tarafı yok.

Hayatın anlamsızlığı her ne kadar bir fact olsada, yaşanmaya değip değmediği tamamen ayrı ve zorlu bir konu. En basitinden similasyon teorisine göre bir similasyonda yaşıyor olma ihtimalimiz ya da daha fenası bir similasyonda ki önemsiz bir karakterden ibaret olma ihtimalimiz matematiksel olarak nerdeyse kesin. Çünkü insanlık, gerçeğinden ayırdedilemeyen similasyonlar yapma aşamasına geldiğinde bu similasyonların içinde de çok sayıda similasyon olacak ve o similasyonların içinde de çok sayıda uygarlık similasyonlar yapacak, derken similationception olacak. :) O halde bunun çoktan olmadığını ve bir tanesinin içinde olmadığımızı kim söyleyebilir? 


Similasyon olmama ihtimalimiz = (Similasyon olmayan ilk evrenlerin sayısı)/(similasyon evren sayısı) 

Yani oldukça düşük bir ihtimal. Çünkü içlerinde gerçeğinden ayırtedilemeyen similasyon yapabilecek zekada canlılar barındıran İLK evrenlerin sayısı ne kadar çok olursa olsun ona karşışık gelen similasyon evren sayısı çok çok daha fazla olacaktır. 

Asıl konumuza bağlarsak, matematik bile gerçeği öğrenmek için hemen intihar etmelisin diyorken yaşamın yaşanmaya değdiğini düşünmek zor. O zaman Cioran'dan bir alıntıyla bitireyim.


"İntihar fikri olmasaydı, kendimi çoktan öldürmüş olurdum. Yaşamaya devam etmemi sağlayan şey, her zaman önümde böyle bir seçeneğin olduğunu bilmekti." Cioran

Yorumlar